Sömürge Suçları Konferansı 2026
Neden Bu Konferans?
Sömürgecilik, yaklaşık 15. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar dünyanın büyük bir bölümünü etkisi altına alan ve insanlık tarihinin gidişatını kökten değiştiren bir olgu olmuştur. Avrupalı güçlerin Amerika, Afrika, Asya ve Okyanusya'da kurdukları sömürge imparatorlukları, sadece siyasi sınırları değil beraberinde toplumsal ve ekonomik yapıları da kalıcı biçimde dönüştürmüştür. Ne yazık ki bu dönüşüm, genellikle şiddet, sömürü ve insanlık dışı uygulamalar eşliğinde gerçekleşmiştir. Bugün bile sömürgeciliğin açtığı yaralar tamamen iyileşebilmiş değildir çünkü sömürge düzenleri, hedef aldıkları toplumların sosyal, ekonomik ve siyasal yapılarını altüst etmiş ve kuşaklar boyu sürecek travmalara yol açmıştır.
Sömürge yönetimleri, kendi çıkarları uğruna işledikleri suçlarla milyonlarca insanın hayatına mal olmuş, sayısız kültürel değeri yok etmiş ve kolonileştirdikleri bölgeleri uzun süren bir bağımlılık döngüsüne sokmuştur. Amerika Kıtası'nda 1492 sonrasında Avrupa sömürgeciliğinin başlamasıyla birlikte Amerikan yerlileri eşi benzeri görülmemiş bir demografik çöküş yaşadı. Avrupa'dan gelen hastalıklar, fetih savaşları ve zorla çalıştırma nedeniyle yerli nüfusun yaklaşık %90'ı yok oldu. Araştırmalar, 15. yüzyıl sonunda yaklaşık 60 milyon olan yerli nüfusun bir yüzyıl içinde sadece 6 milyona düştüğünü ortaya koymaktadır. Diğer taraftan Afrika Kıtası, sömürge suçlarının en acı sahnelerinden birine tanık oldu. Transatlantik köle ticareti kapsamında yaklaşık 12 ile 13 milyon Afrikalı, Avrupa devletlerinin çıkarlarına hizmet etmek üzere zorla Amerika'ya taşındı. Bu yolculuk sırasında 1-2 milyonu aşkın insan gemilerde can verirken, yakalanma ve sevk edilme süreçlerinde de milyonlarcası öldü.
Köleleştirilen insanlar kendi vatanlarından koparılıp insanlık dışı koşullara mahküm edildi, geride kalan toplumlar ise nüfuslarını ve üretim güçlerini kaybetti. Bunun yanı sıra, 19. yüzyılın sonlarında Belçika Kralı II. Leopold'un kişisel mülkü olan Kongo'daki zorla kauçuk toplama rejimi, toplu cezalandırma ve katliamlarla anılır. Sömürge dönemi kayıtlarına göre bu dönem boyunca Kongo nüfusunda milyonlarca kişilik bir azalma meydana gelmiş, modern tahminler nüfus kaybının 10 milyona yaklaşmış olabileceğini göstermektedir.
Sayısı onları hatta yüzleri bulan bu tür vahşet örnekleri, sömürgeciliğin toplumlara insani ve ekonomik bakımdan onarılmaz zararlar verdiğinin en özet kanıtıdır. Sömürgeci güçlerin Asya'daki egemenliği de ağır insani bedellere yol açmıştır. Örneğin Britanya İmparatorluğu'nun Hindistan'daki sömürge yönetimi, halkı ekonomik olarak sömürürken ciddi kıtlıklar ve yoksulluk yaratmıştır. Yapılan kapsamlı tarihsel araştırmalar, Britanya idaresinin zirvede olduğu 1881-1920 döneminde sömürge politikaları nedeniyle Hindistan'da yaklaşık 100 milyon “normalin üzerinde” ölüm gerçekleştiğini ortaya koymuştur. Bu sayı, tarihte tek bir bölgedeki en büyük politika kaynaklı kitlesel ölümlerden biri olup, 20. yüzyılda farklı rejimlerde yaşanan büyük kıtlıkların toplamından bile fazladır. Sömürge idaresi altında tarımsal üretimin ve kaynakların metropole aktarılması, milyonlarca insanın açlıktan ve hastalıktan kırılmasına zemin hazırlamıştır. Sonuç olarak Hindistan, sömürge döneminde ekonomik açıdan gerilemiş, aşırı yoksulluk ve düşük yaşam standartları kalıcı hale gelmiştir.
Sömürgecilik sadece can kayıplarına sebebiyet vermemiştir. Sistematik kültürel imha politikalarıyla da anılır. Birçok sömürge yönetimi, yerli halkların dillerini, dinlerini ve geleneklerini baskı altına alarak misyonerlik faaliyetleri ve zorunlu eğitim gibi araçlarla kültürel asimilasyonu dayatmıştır. Örneğin Kanada'da yerlilere uygulanan yatılı okul sistemi, çocukları ailelerinden koparıp kendi kültür ve dillerinden uzaklaştırarak “makbul vatandaşlar” yaratmayı hedeflemişti. Bu tip uygulamalar, günümüzde akademisyenler ve insan hakları savunucuları tarafından “kültürel soykırım” olarak tanımlanmaktadır. Benzer şekilde, sömürgeci güçler işgal ettikleri topraklarda dini, kültürel eserleri ve kütüphaneleri tahrip etmiş veya Avrupa'ya kaçırmıştır. Bu bağlamda birçok ulus sadece nüfusunu ve maddi kaynaklarını değil, kültürel mirasının önemli bir bölümünü de sömürgecilik çağında kaybetmiştir.
Sömürgecilik, aynı zamanda işgal edilen bölgeleri ekonomik bağımlılık altına sokan bir düzen tesis etti. Sömürge dönemi boyunca koloniler, ham madde ve emek kaynağı olarak kullanıldı; sanayileşme veya kendi kendine yeten ekonomik kalkınma büyük ölçüde engellendi. Tek ürünlü tarım ekonomileri ve dış pazarlara bağımlı ticaret yapıları, sömürgeci yönetimlerce bilinçli olarak teşvik edildi. Pek çok eski koloninin bağımsızlık sonrası dönemde de kırılgan ekonomilere ve adaletsiz küresel ticaret koşullarına mahküm olmasına yol açtı. Nitekim sömürgecilik sonrası neo-sömürgeci ilişkiler ile küresel ekonomideki eşitsiz yapılar, eski sömürgelerin metropollere bağımlılığını yeni biçimlerde devam ettirdiği için sömürgecilikten kaynaklanan “yaralar” tam anlamıyla sarılamamıştır.
Colonialism was a phenomenon that dominated much of the world from roughly the 15th to the 20th century and fundamentally altered the course of human history. The colonial empires that European powers established across the Americas, Africa, Asia, and Oceania permanently transformed not only political borders but also the social and economic structures of the societies they ruled. Unfortunately, this transformation was, more often than not, accompanied by violence, exploitation, and inhumane practices. Even today, the wounds opened by colonialism have not fully healed, because colonial regimes upended the social, economic, and political structures of the societies they targeted and gave rise to traumas that would last for generations.
Through the crimes they committed in pursuit of their own interests, colonial administrations cost millions of people their lives, destroyed countless cultural treasures, and locked the regions they colonized into a prolonged cycle of dependency. In the Americas, following the onset of European colonialism after 1492, the indigenous peoples suffered a demographic collapse without precedent. Diseases brought from Europe, wars of conquest, and forced labor wiped out roughly 90% of the native population. Research shows that the indigenous population, which stood at roughly 60 million at the end of the 15th century, fell to just 6 million within a single century. Africa, meanwhile, witnessed one of the most painful chapters of colonial crime. Under the transatlantic slave trade, some 12 to 13 million Africans were forcibly transported to the Americas to serve the interests of European states. Over 1 to 2 million people died aboard the ships during this crossing alone, while millions more died during the processes of capture and transport.
Enslaved people were torn from their homelands and condemned to inhumane conditions, while the societies left behind lost both their populations and their productive capacity. In addition, the forced rubber-collection regime in the Congo — the personal property of Belgium's King Leopold II in the late 19th century — is remembered for its mass punishments and massacres. According to colonial-era records, the population of the Congo fell by millions during this period, with modern estimates suggesting the loss may have approached 10 million people.
Such atrocities, numbering in the dozens if not hundreds, stand as the starkest evidence that colonialism inflicted irreparable human and economic harm on the societies it touched. Colonial rule in Asia likewise exacted a heavy human toll. The British Empire's colonial administration in India, for instance, economically exploited the population while producing severe famines and poverty. Comprehensive historical research has shown that, during the peak of British rule between 1881 and 1920, colonial policies resulted in roughly 100 million “excess” deaths in India — a figure exceeding even the combined total of the great famines under various 20th-century regimes. Under colonial administration, the transfer of agricultural output and resources to the metropole laid the groundwork for millions to be struck down by hunger and disease. As a result, India's economy regressed during the colonial period, and extreme poverty together with low living standards became entrenched.
Colonialism did not cause only loss of life — it is also remembered for systematic policies of cultural destruction. Many colonial administrations suppressed the languages, religions, and traditions of indigenous peoples, imposing cultural assimilation through tools such as missionary activity and compulsory education. In Canada, for example, the residential school system imposed on indigenous peoples was designed to sever children from their families and estrange them from their own culture and language in order to produce “acceptable citizens.” Practices of this kind are described today by scholars and human rights advocates as “cultural genocide.” Likewise, colonial powers destroyed or looted religious sites, cultural artifacts, and libraries in the territories they occupied. In this sense, many nations lost not only their population and material resources but also a significant part of their cultural heritage during the colonial era.
Colonialism also established an order that placed the territories it occupied under lasting economic dependency. Throughout the colonial period, colonies were used as sources of raw materials and labor, while industrialization or self-sufficient economic development was largely blocked. Single-crop agricultural economies and trade structures dependent on foreign markets were deliberately encouraged by colonial administrations. This left many former colonies condemned, even after independence, to fragile economies and unjust global trading conditions. Indeed, because post-colonial neo-colonial relationships and the unequal structures of the global economy have perpetuated former colonies' dependency on the metropole in new forms, the wounds caused by colonialism have never been fully healed.
Konferans Afişleri
Sömürge Suçları Konferansı 2026 için hazırlanan resmi afiş tasarımları.
Temalar
Konferansın ana teması “Sömürge ve İnsan Hakları” etrafında şekillenen on alt temayı aşağıda bulabilirsiniz.
Konuşmacılar
Dünyanın farklı coğrafyalarından akademisyen ve uzmanlar, sömürge suçlarını kendi uzmanlık alanlarından aktaracak.
Tarih ve Mekan
Konferans Programı
Saat: 10:00 – 17:30
Çevrimiçi Katılım Seçeneği
Sömürge Suçları Konferansı, OSTİM Teknik Üniversitesi'nin resmi YouTube kanalı üzerinden canlı olarak yayınlanacaktır. Katılımcılar, oturumları çevrimiçi olarak takip edebilecek olup konuşmacılara sorular yöneltebilecek ve canlı sohbet üzerinden diğer katılımcılarla tartışmalara katılabileceklerdir.
YouTube KanalımızKimler Katılabilir?
Sömürge Suçları Konferansı; sömürgeciliğin tarihsel, siyasal, hukuki ve sosyo-ekonomik boyutları ile günümüzdeki yansımalarına akademik, mesleki ya da bilgi temelli ilgi duyan akademisyenleri, araştırmacıları, politika yapıcıları, uygulayıcıları, lisansüstü öğrencileri, sivil toplum temsilcilerini ve tüm ilgilileri davet etmektedir.
Akademik Çağrı
Kurullarımız
Danışma Kurulu
Organizasyon Komitesi
Akademik Kurul
Fotoğraf Galerisi
Sömürge Suçları Konferansı'ndan kareler.
Video Galeri
İletişim
Katılım, bildiri gönderimi, kurumsal iş birlikleri veya genel bilgi talepleri için bizimle iletişime geçebilirsiniz.
Sömürge Suçları Konferansı 2026
Neden Bu Konferans?
Sömürgecilik, yaklaşık 15. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar dünyanın büyük bir bölümünü etkisi altına alan ve insanlık tarihinin gidişatını kökten değiştiren bir olgu olmuştur. Avrupalı güçlerin Amerika, Afrika, Asya ve Okyanusya'da kurdukları sömürge imparatorlukları, sadece siyasi sınırları değil beraberinde toplumsal ve ekonomik yapıları da kalıcı biçimde dönüştürmüştür. Ne yazık ki bu dönüşüm, genellikle şiddet, sömürü ve insanlık dışı uygulamalar eşliğinde gerçekleşmiştir. Bugün bile sömürgeciliğin açtığı yaralar tamamen iyileşebilmiş değildir çünkü sömürge düzenleri, hedef aldıkları toplumların sosyal, ekonomik ve siyasal yapılarını altüst etmiş ve kuşaklar boyu sürecek travmalara yol açmıştır.
Sömürge yönetimleri, kendi çıkarları uğruna işledikleri suçlarla milyonlarca insanın hayatına mal olmuş, sayısız kültürel değeri yok etmiş ve kolonileştirdikleri bölgeleri uzun süren bir bağımlılık döngüsüne sokmuştur. Amerika Kıtası'nda 1492 sonrasında Avrupa sömürgeciliğinin başlamasıyla birlikte Amerikan yerlileri eşi benzeri görülmemiş bir demografik çöküş yaşadı. Avrupa'dan gelen hastalıklar, fetih savaşları ve zorla çalıştırma nedeniyle yerli nüfusun yaklaşık %90'ı yok oldu. Araştırmalar, 15. yüzyıl sonunda yaklaşık 60 milyon olan yerli nüfusun bir yüzyıl içinde sadece 6 milyona düştüğünü ortaya koymaktadır. Diğer taraftan Afrika Kıtası, sömürge suçlarının en acı sahnelerinden birine tanık oldu. Transatlantik köle ticareti kapsamında yaklaşık 12 ile 13 milyon Afrikalı, Avrupa devletlerinin çıkarlarına hizmet etmek üzere zorla Amerika'ya taşındı. Bu yolculuk sırasında 1-2 milyonu aşkın insan gemilerde can verirken, yakalanma ve sevk edilme süreçlerinde de milyonlarcası öldü.
Köleleştirilen insanlar kendi vatanlarından koparılıp insanlık dışı koşullara mahküm edildi, geride kalan toplumlar ise nüfuslarını ve üretim güçlerini kaybetti. Bunun yanı sıra, 19. yüzyılın sonlarında Belçika Kralı II. Leopold'un kişisel mülkü olan Kongo'daki zorla kauçuk toplama rejimi, toplu cezalandırma ve katliamlarla anılır. Sömürge dönemi kayıtlarına göre bu dönem boyunca Kongo nüfusunda milyonlarca kişilik bir azalma meydana gelmiş, modern tahminler nüfus kaybının 10 milyona yaklaşmış olabileceğini göstermektedir.
Sayısı onları hatta yüzleri bulan bu tür vahşet örnekleri, sömürgeciliğin toplumlara insani ve ekonomik bakımdan onarılmaz zararlar verdiğinin en özet kanıtıdır. Sömürgeci güçlerin Asya'daki egemenliği de ağır insani bedellere yol açmıştır. Örneğin Britanya İmparatorluğu'nun Hindistan'daki sömürge yönetimi, halkı ekonomik olarak sömürürken ciddi kıtlıklar ve yoksulluk yaratmıştır. Yapılan kapsamlı tarihsel araştırmalar, Britanya idaresinin zirvede olduğu 1881-1920 döneminde sömürge politikaları nedeniyle Hindistan'da yaklaşık 100 milyon “normalin üzerinde” ölüm gerçekleştiğini ortaya koymuştur. Bu sayı, tarihte tek bir bölgedeki en büyük politika kaynaklı kitlesel ölümlerden biri olup, 20. yüzyılda farklı rejimlerde yaşanan büyük kıtlıkların toplamından bile fazladır. Sömürge idaresi altında tarımsal üretimin ve kaynakların metropole aktarılması, milyonlarca insanın açlıktan ve hastalıktan kırılmasına zemin hazırlamıştır. Sonuç olarak Hindistan, sömürge döneminde ekonomik açıdan gerilemiş, aşırı yoksulluk ve düşük yaşam standartları kalıcı hale gelmiştir.
Sömürgecilik sadece can kayıplarına sebebiyet vermemiştir. Sistematik kültürel imha politikalarıyla da anılır. Birçok sömürge yönetimi, yerli halkların dillerini, dinlerini ve geleneklerini baskı altına alarak misyonerlik faaliyetleri ve zorunlu eğitim gibi araçlarla kültürel asimilasyonu dayatmıştır. Örneğin Kanada'da yerlilere uygulanan yatılı okul sistemi, çocukları ailelerinden koparıp kendi kültür ve dillerinden uzaklaştırarak “makbul vatandaşlar” yaratmayı hedeflemişti. Bu tip uygulamalar, günümüzde akademisyenler ve insan hakları savunucuları tarafından “kültürel soykırım” olarak tanımlanmaktadır. Benzer şekilde, sömürgeci güçler işgal ettikleri topraklarda dini, kültürel eserleri ve kütüphaneleri tahrip etmiş veya Avrupa'ya kaçırmıştır. Bu bağlamda birçok ulus sadece nüfusunu ve maddi kaynaklarını değil, kültürel mirasının önemli bir bölümünü de sömürgecilik çağında kaybetmiştir.
Sömürgecilik, aynı zamanda işgal edilen bölgeleri ekonomik bağımlılık altına sokan bir düzen tesis etti. Sömürge dönemi boyunca koloniler, ham madde ve emek kaynağı olarak kullanıldı; sanayileşme veya kendi kendine yeten ekonomik kalkınma büyük ölçüde engellendi. Tek ürünlü tarım ekonomileri ve dış pazarlara bağımlı ticaret yapıları, sömürgeci yönetimlerce bilinçli olarak teşvik edildi. Pek çok eski koloninin bağımsızlık sonrası dönemde de kırılgan ekonomilere ve adaletsiz küresel ticaret koşullarına mahküm olmasına yol açtı. Nitekim sömürgecilik sonrası neo-sömürgeci ilişkiler ile küresel ekonomideki eşitsiz yapılar, eski sömürgelerin metropollere bağımlılığını yeni biçimlerde devam ettirdiği için sömürgecilikten kaynaklanan “yaralar” tam anlamıyla sarılamamıştır.
Colonialism was a phenomenon that dominated much of the world from roughly the 15th to the 20th century and fundamentally altered the course of human history. The colonial empires that European powers established across the Americas, Africa, Asia, and Oceania permanently transformed not only political borders but also the social and economic structures of the societies they ruled. Unfortunately, this transformation was, more often than not, accompanied by violence, exploitation, and inhumane practices. Even today, the wounds opened by colonialism have not fully healed, because colonial regimes upended the social, economic, and political structures of the societies they targeted and gave rise to traumas that would last for generations.
Through the crimes they committed in pursuit of their own interests, colonial administrations cost millions of people their lives, destroyed countless cultural treasures, and locked the regions they colonized into a prolonged cycle of dependency. In the Americas, following the onset of European colonialism after 1492, the indigenous peoples suffered a demographic collapse without precedent. Diseases brought from Europe, wars of conquest, and forced labor wiped out roughly 90% of the native population. Research shows that the indigenous population, which stood at roughly 60 million at the end of the 15th century, fell to just 6 million within a single century. Africa, meanwhile, witnessed one of the most painful chapters of colonial crime. Under the transatlantic slave trade, some 12 to 13 million Africans were forcibly transported to the Americas to serve the interests of European states. Over 1 to 2 million people died aboard the ships during this crossing alone, while millions more died during the processes of capture and transport.
Enslaved people were torn from their homelands and condemned to inhumane conditions, while the societies left behind lost both their populations and their productive capacity. In addition, the forced rubber-collection regime in the Congo — the personal property of Belgium's King Leopold II in the late 19th century — is remembered for its mass punishments and massacres. According to colonial-era records, the population of the Congo fell by millions during this period, with modern estimates suggesting the loss may have approached 10 million people.
Such atrocities, numbering in the dozens if not hundreds, stand as the starkest evidence that colonialism inflicted irreparable human and economic harm on the societies it touched. Colonial rule in Asia likewise exacted a heavy human toll. The British Empire's colonial administration in India, for instance, economically exploited the population while producing severe famines and poverty. Comprehensive historical research has shown that, during the peak of British rule between 1881 and 1920, colonial policies resulted in roughly 100 million “excess” deaths in India — a figure exceeding even the combined total of the great famines under various 20th-century regimes. Under colonial administration, the transfer of agricultural output and resources to the metropole laid the groundwork for millions to be struck down by hunger and disease. As a result, India's economy regressed during the colonial period, and extreme poverty together with low living standards became entrenched.
Colonialism did not cause only loss of life — it is also remembered for systematic policies of cultural destruction. Many colonial administrations suppressed the languages, religions, and traditions of indigenous peoples, imposing cultural assimilation through tools such as missionary activity and compulsory education. In Canada, for example, the residential school system imposed on indigenous peoples was designed to sever children from their families and estrange them from their own culture and language in order to produce “acceptable citizens.” Practices of this kind are described today by scholars and human rights advocates as “cultural genocide.” Likewise, colonial powers destroyed or looted religious sites, cultural artifacts, and libraries in the territories they occupied. In this sense, many nations lost not only their population and material resources but also a significant part of their cultural heritage during the colonial era.
Colonialism also established an order that placed the territories it occupied under lasting economic dependency. Throughout the colonial period, colonies were used as sources of raw materials and labor, while industrialization or self-sufficient economic development was largely blocked. Single-crop agricultural economies and trade structures dependent on foreign markets were deliberately encouraged by colonial administrations. This left many former colonies condemned, even after independence, to fragile economies and unjust global trading conditions. Indeed, because post-colonial neo-colonial relationships and the unequal structures of the global economy have perpetuated former colonies' dependency on the metropole in new forms, the wounds caused by colonialism have never been fully healed.
Konferans Afişleri
Sömürge Suçları Konferansı 2026 için hazırlanan resmi afiş tasarımları.
Temalar
Konferansın ana teması “Sömürge ve İnsan Hakları” etrafında şekillenen on alt temayı aşağıda bulabilirsiniz.
Konuşmacılar
Dünyanın farklı coğrafyalarından akademisyen ve uzmanlar, sömürge suçlarını kendi uzmanlık alanlarından aktaracak.
Tarih ve Mekan
Konferans Programı
Saat: 10:00 – 17:30
Çevrimiçi Katılım Seçeneği
Sömürge Suçları Konferansı, OSTİM Teknik Üniversitesi'nin resmi YouTube kanalı üzerinden canlı olarak yayınlanacaktır. Katılımcılar, oturumları çevrimiçi olarak takip edebilecek olup konuşmacılara sorular yöneltebilecek ve canlı sohbet üzerinden diğer katılımcılarla tartışmalara katılabileceklerdir.
YouTube KanalımızKimler Katılabilir?
Sömürge Suçları Konferansı; sömürgeciliğin tarihsel, siyasal, hukuki ve sosyo-ekonomik boyutları ile günümüzdeki yansımalarına akademik, mesleki ya da bilgi temelli ilgi duyan akademisyenleri, araştırmacıları, politika yapıcıları, uygulayıcıları, lisansüstü öğrencileri, sivil toplum temsilcilerini ve tüm ilgilileri davet etmektedir.
Akademik Çağrı
Kurullarımız
Danışma Kurulu
Organizasyon Komitesi
Akademik Kurul
Fotoğraf Galerisi
Sömürge Suçları Konferansı'ndan kareler.
Video Galeri
İletişim
Katılım, bildiri gönderimi, kurumsal iş birlikleri veya genel bilgi talepleri için bizimle iletişime geçebilirsiniz.